hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar 'a, ateş hırsızlarına, Ernesto "Ç´e" Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya.” KAZIM KOYUNCU
Kazım Koyuncu 26 Temmuz 2004 tarihinde www.kazimkoyuncu.com'da şunları söylüyordu: 'Şarkılar politikadan, kurumlardan, sistemden daha güçlüdür. Hayatın sonuna kadar kalabilirler, temizdirler ve bir çok güzel şeye sebep olabilirler. İktidarlar, sistemler yıkılabilir, devirler değişebilir, şimdi dünyayı yönetenler kısa bir süre sonra üstelik bütün kötülüklerine rağmen unutulabilirler.'
2003'te müziğimizi küreselleşmenin halkla ilişkiler etkinliği haline getirmeye çalışan bir çokuluslu şirkete karşı başlattığımız karşı festivalimiz, 5. senesine kendi gündemini ve kendi geleneğini yaratmış, Türkiye'nin en büyük müzik festivali ve en önemli barış eylemlerinden biri olarak giriyor. Barışarock, dünyanın haline bakıp yükselttiğimiz "acil barış" çığlığı ile müziğin umudunu buluşturuyor. DÜNYA SAVAŞLARLA KAN AĞLIYOR.
2007'de de temel meselemiz barış! İnsanlık, 20. yüzyılın kanlı mirasını 21. yüzyıla taşıdı. Dünyanın dört bir yanında yanan savaş ateşleri milyonlarca insanın yokolmasına yol açarken, dünya yoksulluk, tecavüz, kan ve acı denizinin içinde büyük acılarla kıvranıyor. Savaş, insanlığın en büyük felaketi. Ve savaşmak bir kadermiş gibi yutturulmaya çalışılıyor. Savaş çığırtkanları susmak, doymak nedir, bilmiyorlar. Oysa savaş çılgınlıktır. dünyanın evimiz, insanlığın ailemiz olduğunu görememektir. Savaş insanlığın intiharıdır.
Barışarock olarak, savaşsız bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu yüzden uluslar arası savaş karşıtı hareketin bir parçasıyız.
HEPİMİZ FARKLI, HEPİMİZ EŞİTİZ!
Irkçılık dünyanın her yerinde kullanılan bir hipnoz yöntemi. hem uyutuyor hem güdülüyor, böylelikle kışkırtıyor, saldırtıyor. "Benim kanım seninkinden üstün" demek nasıl bir saçmalıktır, anlamakta zorlanıyoruz. "Bir bebekten bir katil yaratan" sistemin ırkçılıktan beslendiğini biliyoruz. Irkçıların "biz kahraman, asil, büyük ve güçlüyüz; diğerleri korkak, zayıf, hain, kalleş ve aşağılıktır." diyerek kana boyadıkları dünyamızın yaşanılır bir yer olması için, ırkçılığın yer yüzünden silinmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Barışarock olarak, ırkçılığa karşı, bütün dünyanın kardeşliğinden yanayız.
BAŞKA BİR ATMOSFER MÜMKÜN!
Kesinlikle farkındayız! Giderek tükenen bir enerji kaynağı olmasına rağmen petrol, milyonlarca insanın kanını döken pis bir savaşın gerekçesi; diğer yandan da dünyayı yaşanmaz hale getiren küresel ısınmanın temel nedenidir. Başta petrol olmak üzere bütün fosil yakıtların denetlen(e)meyen tüketimi, insan neslini tehdit ediyor. Azalan petrol kaynakları hem savaşların sebebi olurken, petrol tüketimiyle salınan karbondioksit, yarattığı "sera etkisiyle" atmosferimizi bir tür fırın haline getiriyor. Eğer bir an önce petrole dayalı enerji kullanımını azaltmaz ve yeni çevre dostu enerji kaynaklarına yönelmezsek gezegenimizi yeni bir felaketin beklediğini biliyoruz.
Barışarock olarak, Türkiye'nin ve Amerika'nın Kyoto sözleşmesini bir an önce imzalamasını savunuyoruz.
BAŞKA BİR DÜNYANIN ŞARKILARI
Barışarock, şarkılarımızın barış için yanyana gelmesi, sesimizin güçlenmesi. notalarımızın kanatlanması. Barışarock, başka bir dünya ve başka bir eğlencenin kapısını aralayan festival. Barışarock, endüstriyel müziğe karşı kalbimizin sesi. Yola çıkarken "rock gücünü samimiyetinden alır" demiştik. 5 yıl sonra müziğin piyasalaştırılarak, içi boşaltılarak, ehlileştirilerek işgal edilmesine Barışarock eylemcesiyle direniyoruz.
Barışarock, piyasaya karşı müziği savunuyor!
BARIŞAROCK, KARŞI FESTİVAL!
"Başka bir hayat mümkün" diye yola çıkan Barışarock; savaşa karşı barışı, ırkçılığa karşı kardeşliği, ekolojik felakete karşı çevreyi savunuyor. 2007 Barışarock festivali bu üç konuyu temel derdi ediniyor.
BARIŞAROCK İLKELERİ
Asla "ticari" olmadı. "Kazanılacak" paraya el sürmeyeceği ve her artıyı barış için değerlendireceği sözü verdi.
Zorunlu kalemler dışında her şeyi dayanışma kültürüyle çözdü.
Tek gündemi ve derdi "barış" oldu. Barış kültürü ve barış çağrısının yaygınlaşması, uluslararası savaş karşıtı hareketin bir parçası olmak yargılarıyla davrandı.
Kendi dışındaki sosyal dertleri olanlarında kürsüsü olmayı tercih etti.
Rantiyeciler şimdi de nükleer santrali dayatıyorlar. Başta Elektrik Mühendisleri Odası olmak üzere, ilgili meslek odaları Türkiye'de enerji üretimi krizinin değil, enerji yönetimi krizinin olduğunu vurguluyor. Nükleer enerji santrali donanımını üreten gelişmiş ülkelerin hiçbiri kendi ülkelerinde 1970'lerden bu yana nükleer santral kurmuyor ve kurduklarını da birer birer kapatma kararı alıyor. Alternatif 50'den çok enerji kaynağı varken, hiçbiri düşünülmüyor. Ancak nedense, birilerini oldukça zengin edeceği belli olan nükleer enerji santrali tek çözümmüş gibi gösteriliyor. Nükleer santral çözüm değil, ölümdür. Nükleer santralin kurulması diğer santrallerden daha pahalıdır. Üstelik diğerlerinden farklı olarak 30 yıl içinde yeniden sökülmesi gerekir. Oysa diğer tür santraller sürdürülebilir enerji sağlarlar; kurulmasından sonra düzenli bakımları sürekli kullanımlarını sağlar. Nükleer santrallerin atıklarını yok edecek bir teknoloji keşfedilmedi. Nükleer santraller hem çalışmaları sırasında, hem de sökümlerinden sonra yüzlerce yıl boyunca çevreleri için mutlak zararlı ve tehlikelidirler. En gelişmiş ülkeler bile nükleer santral kazalarını önleyemiyor. Bırakın 14 yıl önceki Çernobil kazasını, yalnızca 1999 yılı içinde bile ABD ve Japonya dahil pek çok yerde önemli nükleer santral kazaları yaşandı. Ayrıca santral yapılmak istenen Akkuyu'nun deprem kuşağı üzerinde bulunduğunu unutmayalım.
Nükleer santrale karşı çık. Geleceğine sahip çık. Hemen şimdi! Çünkü yarın çok geç olacak
Sana her zaman için müteşekkirim. Çünkü Kemalist düşünceyle yetiştirdin beni...Küçüklüğümden beri evde devamlı Kurtuluş Savaşı anılarıyla büyüdüm. Ve o zamandan beri yabancılardan nefret ettim.
Baba, biz Türkiye'nin ikinci Kurtuluş savaşçılarıyız. Elbette ki hapislere atılacağız, kurşunlanacağız da... Tıpkı Birinci Kurtuluş Savaşı'nda olduğu gibi... Ama bu topraklan yabancılara bırakmayacağız. Ve bir gün mutlaka yeneceğiz onları...
Düşün baba; Bugün hükümet işini, gücünü bırakmış bizimle uğraşıyor. Çünkü bizden başka gerçek muhalefet kalmamış durumda. Ve hepsi Kemalist çizgiden sapmışlar. Ve tarih önünde hüküm giymiş durumdadırlar. Biz çoktan onları tarihin çöplüğüne atmış durumdayız.
Hayat bize mutlu olma şansı vermedi "SEVGİLİ" Biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını acımız yaptık çünkü; Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın gözyaşı bile içimizi parçaladı.. Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk.. Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı.. Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması "SEVGİLİ" Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak.. Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım. Yaşamak ne güzeldir be "SEVGİLİ" Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek.. Ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın..
Genç ve güzel bir kızdı İstanbul. Kültürlüydü, bakımlıydı, eski sevdaların ta kendisiydi. İlham verirdi şairlere, ressamlar çizemezdi büyüsünü. Sonra adamlar geldi, karanlık adamlar! Sakallı, sakalsız, bıyıklı, bıyıksız adamlar. Duvarlara işeyen, yollara tüküren adamlar. Aç bakışları vardı. "Bizi sevmene izin vermeyeceğiz" dediler İstanbul'a...
Önce gözleriyle soydular, sonra elleriyle. Önce gözlerine kestirdiler, sonra saçlarını kestiler, ağaçlarını, yollarını. Biri ayaklarından tuttu, ötekiler boğazını sıktı. Bir sansarın bilinçaltına giren duygular, İstanbul'un üzerine çıktı. Çullandılar. Gözleri kanlandı İstanbul'un, zorbalık canlanırken. Biri ırzına geçti, diğerleri sırasını bekledi. Sonra adamlar geldi, sonra diğerleri. Ne kanun tanıdılar, ne hak, ne hürriyet. İstanbul'un önce ırzına geçtiler, sonra başkalarına sattılar. Cinnet çeteleri kurdular, bu cennet gibi güzelliğin orta yerine. Yeni zaman hayvanları, otomobilleriyle üzerinden geçti İstanbul'un... Önce biri, sonra hepsi... İstanbul, plakasını aldı otomobillerin, kontrol altına alamadı bu hayvani arzuları. Adamlar kalbine kalbine vurdu İstanbul'un... Mezarı her yerde şimdi... Dün, gözleri yaşlıydı gökyüzünün... İstanbul'a ağladı...Dün İstanbul'un ruhuydu ayaklanan. Yolları kapadı, trafiği arapsaçı etti. Dünyayı dar etti, kendisine tecavüz edenlere seyirci kalanlara...Yıllardır kış uykusuna yatanları, kendi pususunda darmadağın etti.Bu şehrin bir ruhu vardır, öylesine kudretlidir ki...Gökyüzüne bir göz kırpması bile yeter.. Birilerinin ne mal olduğunu göstermeye... Yoksa, dünyanın bütün çağdaş şehirlerinde "yağmur berekettir!
Bir genç kız delikanlıya sorar: "Benden hoslanıyor musun?"
Çocuk hayır diye cevap verir.
Kız sorar: "Beni sevimli buluyor musun?"
Çocuk hayır diye cevap verir.
Kız sorar: Kalbinde yerim var mi?"
Çocuk hayır diye cevap verir.
Kız sorar:"Peki gidersem benim için ağlar misin?"
Çocuk hayır diye cevap verir.
Kız üzgün gitmek üzere arkasını döner. Çocuk onu kollarına, alır ve:
"Ben senden hoslanmıyorum, seni seviyorum. Seni sevimli değil bas döndürücü buluyorum. Kalbimde sana yer yok, benim kalbim sensin ve senin arkandan ağlamam, senin için ölürüm der...
Yerin seni çektiği kadar ağırsın Kanatların çırpındığı kadar hafif Kalbinin attığı kadar canlısın Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç Sevdiklerin kadar iyisin Nefret ettiklerin kadar kötü Ne renk olursa olsun kaşın gözün Karşındakinin gördüğüdür rengin Yaşadıklarını kar sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; Ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün Gülebildiğin kadar mutlusun üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi, Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın Bir gün yalan söyleyeceksen eğer Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin işte budur hayat! işte budur yaşamak Bunu hatırladığın kadar yaşarsın Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun çiçek sulandığı kadar güzeldir Kuşlar ötebildiği kadar sevimli Bebek ağladığı kadar bebektir Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiklerinize sıkı sıkı sarılın Sarılın sarılın.. Ve asla gitmelerine izin vermeyin..
ÇÜNKÜ,, Ne giden dönebilir birdaha ...ne de geride kalan gideni döndürebilir..!!! şimdi sevdiklerine sıkı sıkı sarıl ve keşkeli cümleler kurmak zorunda kalma.....;)
-galaktik yolculuklarda lütfen ışın silahınızı görevli androidlere veriniz.
-bina içi ışınlama kabini 4 kişiliktir.12 yaşından küçüklerin yanlız binmesi yasaktır.
-ışınlanırken burun karıştırmak( ) bünye kısa devresine yol açabilir. -süpersonik atomik lazer güç üniteli testereyle odun kesilir. -lütfen yerlere chip atmayınız. -telepati hattında frekansların sağlıklı işlemesi için lütfen yüksek sesle konuşmayınız. -ışınlanma odasına evcil uzaylıların( ) girmesi yasaktır. -buraya galaktik atıklarını döken mutanttır. -galaksi hava boşluğunda sollama yapmayınız. -dikkat!!!azami hız 30 ışık yılı. -trafik uyarı simgelerini ışın tabancasıyla yakmayınız. -lütfen jüpiter ayılarına kabuklu yemiş atmayınız. -bu bölümde sanal sigara içilmez.cezası:143.485.458.488.282 yeni trink para. -kapalı yerlerde uranyum ve uranyum ürünlerinin kullanılması UAY'(uzay ana yasası)'nın xytzl maddesine göre yasaktır. -lütfen androide pasonuzu istemeden gösteriniz. -seyahat esnasında güneşe yakın bölgelerde gaz çıkarmamaya( )özen gösteriniz. -dikkat!!!uzay gemisi çıkabilir. -robotlara hidrolik yağ ikram etmeyiniz. -galaktik yolculuk sırasında insan ve androidlerin ikramlarından almayınız.
çok ilginç....
Çok İlginç
♥ 18 Şubat 1979 yılında sahra çölüne kar yağmıştı. ♥ ABD’de, yaşları 20 ile 29 arasında olan zenci erkeklerin üçte biri ya hapiste ya da gözaltında tutulmaktadır. ♥ Açık bir gecede, çıplak gözle iki bin ayrı yıldızı görmek mümkündür. ♥ Albert Einstein dokuz yaşına kadar düzgün konuşamamıştı. ♥ Amerika’da her saat 40 kişi kanserden hayatini kaybediyor. ♥ Amerika’da satışa sunulan ilk cd, Bruce springsteen`in "Born in Theusa" albümüdür. ♥ Amerikan havayolları, uçuşlarda yolculara sunduğu kahvaltılarda her tepsiden bir zeytini kaldırarak 1987 yılında 40 bin dolar kar etmiştir. ♥ Aslanlar bir günde 50 kez sevişebilirler. ♥ Atların insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır. ♥ Avustralya’daki tuvaletlerin sifon suları saat yönünde akar. ♥ Ayı inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar. ♥ Başkan John F. Kenndy, yirmi dakikada dört gazete okuyabilirdi. ♥ Baykuş mavi rengi görebilen tek kustur ♥ Beethoven beste yapmadan önce kafasını soğuk suya sokardı. ♥ Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür. ♥ Bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzunu dolduracak kadar tükürük salgılar. ♥ Bir karınca kendi ağırlığının elli kati ağırlığı kaldırabilir. ♥ Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir kopeğinki kadar gelişmiştir. ♥ Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır. ♥ Bir kromozom bir genden daha büyüktür. ♥ Bir okyanusun en derin yerinde, demir bir topun dibe çökmesi bir saatten uzun sürer. ♥ Birinin yüzünü hatırlamak için beynin sağ tarafı kullanılır. ♥ Buckingham sarayında 602 oda bulunuyor. ♥ Bugüne kadar bilinen en ağır böbrek taşı 1.36 kg ♥ Bugüne kadar kaydedilmiş en büyük dalga, 1971 yılında Japonya’nın İshigaki Adası’nda 85 metre yüksekliğine ulaşmıştır. ♥ Bugüne kadar ölçülmüş en büyük buz dağı, 200 mil uzunluğunda ve 60 mil genişliğindedir ve Belçika’dan daha büyük bir yüzölçümüne sahiptir. ♥ Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur. ♥ Central park`ta yüzmek yasalara aykırıdır. ♥ Çocuklar baharda daha fazla buyuyor. ♥ Dalmaçyalılar gut olmayan tek köpek cinsidir. ♥ Değerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur, sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur. ♥ Döllenmeden sonra çocuğun boyu 5 milyon kat buyur... ♥ Dünyada her dakika iki tane düşük şiddette deprem olmaktadır. ♥ Dünyada insan başına düşen karınca sayısı bir milyondur. ♥ Dünyadaki hayvanların yüzde sekseni altı ayaklıdır. ♥ Dünyadaki ilk telefon rehberinde sadece elli isim yer almıştı.1878 yılının şubat ayında ♥ Connecticut New Haven’da yayımlanmıştı. ♥ Dünyanın bir numaralı domuz üreticisi ve tüketicisi cinliler. ♥ Dünyanın en büyük şeker ihracatçısı Küba’dır. ♥ Dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi bambu, bir günde 90 cm kadar uzuyor=. ♥ Eğer Barbie gerçekten yaşasaydı vücut ölçüleri 97–72 82 cm olacaktı. ♥ Eiffel Kulesi’nin tepesine çıkana kadar 1792 basamak vardır. ♥ Elektrikli sandalye bir dişçi tarafından icat edilmiştir. ♥ En fazla asfaltlı yola sahip ülke Fransa’dır. ♥ En yakin oldukları noktada, Rusya ve Amerikanın birbirlerine uzaklıkları dört km `den daha azdır. ♥ Erkekler kadınlara göre on kat daha fazla renk koru oluyorlar. ♥ Eskimo dilinde kar yağışlarının farklarını tarif etmek için kullanılan yirmiden fazla sözcük vardır. ♥ Fareler kusamaz. ♥ Filler zıplayamayan tek memelidir. ♥ Gecen 3500 yılın, sadece 230 yılı barış içinde yaşanmıştır. ♥ Global ısınma yüzünden yükselen deniz seviyesi 2050 yılında Shangai ve deniz kıyısındaki diğer cin şehirlerinde büyük sellere neden olacak. Bu sellerde 76 milyon kişi evsiz kalacak. ♥ Gözleri açık tutarak hapşırmak imkânsızdır. ♥ Gözlerimiz hiçbir zaman büyümez. Ama burnumuz ve kulaklarımızın büyümesi asla sona ermez. ♥ Güney Kore başkenti Seul, Kore dilinde "başkent" anlamına gelmektedir. ♥ Günışığından daha fazla yararlanmak için saat uygulamasını Benjamin Franklin başlatmıştır. ♥ Günümüzde, evlenenlerin yüzde ellisi boşanmaktadır. ♥ Hamamböcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde hiçbir değişime uğramamışlardır. ♥ Hapşırdığınız zaman, kalbiniz de dâhil olmak üzere bütün vücut fonksiyonlarınız bir an için durur. ♥ Hapşırırken Burnu ya da Ağzı Kapamak, Felce Neden Oluyor. ♥ Havuca rengini karoten verir. ♥ Hawaii alfabesinde sadece 12 harf bulunmaktadır. ♥ Her 25 kişiden biri astım hastasıdır. ♥ Her dört Amerikalıdan biri mutlaka televizyonda görünüyor. ♥ Her iki taraf da kan bağışında bulunursa, Paraguay’da düello yapmak yasaldır. ♥ Herhangi bir okyanusun en uzak olduğu nokta cin’dir. ♥ Hindistan`da oyun kâğıtları yuvarlaktır. ♥ Hindistan’daki yıllık doğum sayısı, Avustralya’nın toplam nüfusundan fazladır. ♥ Hipopotamlar insandan daha hızlı koşarlar. ♥ İleri doğru bir adim atıldığında, insan vücudundaki 54 kas çalışır. ♥ İlk çamaşır makinesi 1907 yilinda Hurley Machine Co. Tarafından pazarlandı. ♥ İnciler sirkede erir. ♥ İnek sütünün pH değeri 6’dır. ♥ İngilizcedeki Wendy ismi, Peter Pan hikâyesinde kullanılmak üzere uydurulmuştur. ♥ İnsan beyninin ortalama ağırlığı 1.3kg’dır. ♥ İnsan elinde, en yavaş uzayan tırnak başparmağınki, en hızlı uzayan tırnak ise orta parmağınkidir. ♥ İnsan saçı, üç kilo ağırlık kaldırabilecek esnekliktedir. ♥ İnsan vücudundaki en güçlü kas dildir. ♥ İnsanlar beyinlerinin sadece %10’unu kullanırlar. ♥ İnsanlar vücutlarında 300 adet kemikle doğuyorlar ama yetişkin olduklarında bu sayı 206 ya düşüyor. ♥ İnsanlar yaşamları boyunca altı filin ağırlığına eşit miktarda yiyecek tüketiyorlar. ♥ İnternetin yıllık büyüme yüzdesi 314.000’dir. ♥ Kadınlar erkeklere oranla iki kat fazla göz kırpar. ♥ Kanada, Kızılderili dilinde "büyük koy" anlamına gelmektedir. ♥ Kangurular geri geri yürüyemezler. ♥ Kaptan Cook, Antarktika hariç bütün kıtalara ayak basan ilk insandır. ♥ Kaşları yukarı kaldırmak için 30 kaşı harekete geçirmek gerekiyor. ♥ Kediler ultrason seslerini duyarlar. ♥ Kedilerin beyninde 32 adet kas vardır. ♥ Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar. ♥ Kereviz yerken harcanan kalori, kerevizin içindeki kaloriden daha fazladır. ♥ Kış aylarında, Moskova’daki buz pateni pistleri 250 bin metrekarelik bir alanı kaplar. ♥ Kıta isimlerinin hepsi ayni harfle başlayıp ayni harfle biter. ♥ Kirli kar, temiz kardan daha kolay erir. ♥ Kopeklerin ter bezleri ayaklarındadır. ♥ Kutup ayıları solaktır. ♥ Larry Hagman (JR.)Dallas dizisinin setinde hiç kimsenin sigara içmesine izin vermezdi. ♥ Marilyn Monroe’nun altı ayak parmağı vardı. ♥ Meşe ağaçları elli yaşına gelmeden meşe palamudu üretemezler. ♥ Mickey Mouse’dan önce en meşhur çizgi film kahramanı Felix The Cat’di. ♥ Monako’nun ulusal orkestrası ordusundan daha geniş bir kadroya sahiptir. ♥ Mumyaların ayak parmakları tek tek sarılarak mumyalanmıştır. ♥ New York bir zamanlar Amsterdam`dı. ♥ Newton, yer çekimi kanununu fark ettiği zaman 23 yaşındaydı. ♥ Norveç’in kuzeyinde, her yaz 14 hafta gece gündüz güneşli geçer. ♥ Ortalama bir buzdağının ağırlığı 20 milyon ton. ♥ Ortalama bir erkek, hayatinin 3350 saatini tıraş olmak için harcar. ♥ Ortalama bir insan hayati boyunca iki yılını telefonda konuşarak harcıyor. ♥ Ortalama bir pire, kendi büyüklüğünün 150 katı yüksekliğe zıplayabiliyor. Bu oranı tutturmak için bir insanin yaklaşık 30 metre zıplaması gerekli. ♥ Ortalama olarak, Amerika’da günde üç adet cinsiyet değiştirme operasyonu gerçekleşmektedir. ♥ Ödemeli telefon konuşmalarının çoğu babalar gününde ediliyor. ♥ Pablo Picasso, parasızlık çektiği gençlik günlerinde yaptığı resimleri yakarak ısınırdı. ♥ Penguen yüzebilen ama uçamayan tek kustur. ♥ Peru’da hiç umumi tuvalet yoktur. ♥ Rodin’in unlu ‘Düşünen Adam’ heykeli aslında İtalyan şair Dante’nin portresidir. ♥ Rusya’nın dörtte biri ormanlarla kaplıdır. ♥ Rusya’da doğudan batıya doğru seyahat edilirse, yedi saat kuşağı geçilir. ♥ Sadece bir tane kovboy filmi kadın yönetmen tarafından çekilmiştir ♥ Sadece dişi kanaryalar ötebilir. ♥ Sadece dişi sivrisinekler ısırır. ♥ Sağ elini kullanan insanlar sol elini kullananlara göre ortalama dokuz yıl daha fazla yaşıyorlar. ♥ Sahra çölündeki Tidikelt kasabasına on yıl boyunca hiç yağmur yağmamıştır. ♥ Salatalığın yüzde 96’si sudur. ♥ Sallanan sandalyede hiç durmadan sallanma rekoru 440 saattir. ♥ Sarışınların esmerlere göre daha fazla saçı vardır. ♥ Sığırların dört tane midesi vardır. ♥ Sihirli sözcük‘Abrakadabra’ ilk olarak yüksek ateşli hastaların ateşlerini düşürmek için söylenmişti. ♥ Sineklerin beş gözü vardır. ♥ Suudi Arabistan’da hiç ırmak yoktur. ♥ Sümüklüböceklerin dört tane burnu vardır. ♥ Tarantulalar iki bucuk yıl yiyeceksiz yaşayabilirler. ♥ Tarih boyunca yeryüzünde bulunan altın 200 kat daha fazlası okyanuslarda bulunmaktadır. ♥ Timsahlar dillerini dışarı çıkaramazlar. ♥ Timsahlar renk korudur. ♥ Tom sawyer daktiloda yazılan ilk romandır. ♥ Uranüs, çıplak gözle görülebilen bir gezegendir. ♥ Uyurken, televizyon seyrederken yaktığımızdan daha fazla kalori harcıyoruz. ♥ Ünlü çizgi film kahramanı Temel Reis, 1919 yılında Elzie Crisler Segar tarafından yaratıldı. ♥ Üzerinde barkodu olan ilk ürün Wrigleys marka sakızdır. ♥ Venus saat yönünde dönen tek gezegendir. ♥ Yarım kilo bal yapabilmek için arılar iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorundadırlar. ♥ Yataktan düşerek ölme olasılığı iki milyonda birdir. ♥ Yeni Zelanda, dünyadaki her türlü iklimin yaşandığı tek ülkedir. ♥ Yetişkin bir ayı, bir at kadar hızlı koşabilir. ♥ Yetişkin bir insan günde ortalama olarak 23 bin kez nefes alır. ♥ Yunuslar bir gözleri açık uyurlar. ♥ Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir. ♥ Zürafalar 35 cm uzunluğunda siyah bir dile sahiptirler. ♥ Zürafalar yüzemez. Yüzse bile kesin boğulur
TÜRK İNSANININ HASTALIKLARI
01-KaRdan adama tekme atma veya bozmaya calisma hastaligi, 02-Yeni atilmis biR betona basma ve isim yazma hastaligi, 03-Gazete ve deRgileRdeki ResimleRe sakal, biyik ve gözlük yapma hastaligi, 04-En iyi aRabayi ben kullaniyoRum zannetme hastaligi, 05-KaR topunun içine buz koyma hastaligi, 06-Cep telefonu kullaniminin yasak oldugu oRtamlaRda illede göRüsme yapma hastaligi, 07-Belediyenin duRaklaRa koydugu saatleRin yelkovan ve akRebini sökme hastaligi, 08-Kumsalda Deve güResi yapma hastaligi, 09-Sahin maRka aRabayi, Dogan göRünümlü yapma hastaligi, 10-AgaçlaRa ve paRktaki banklaRa kalp ve isim bas haRfi kazima hastaligi, 11-DeRsleRini çalisip sinifini geçenleRi inek sanma hastaligi, 12-Meslegimizdeki ünvanimizi Ingilizce olaRak söyleme hastaligi, 13-Tiki olan insanlaRin tikleRi ile ugRasma hastaligi, 14-Iskambil kagitlaRindan kule yapan biRinin kulesini bozmaya çalisma hastaligi, 15-Cep telefonu ile bagiRa bagiRa konusma hastaligi, 16-Reklam için duvaRlaRa veya panolaRa yapistiRilan afisleRi yiRtma hastaligi, 17-Tuvalet duvaRlaRini defteR sanma hastaligi, 18-Otobüs duRaklaRina "Atesli sevisiRim beni aRa" yazma hastaligi, 19-TRafikte bizi geçen biR aRaçi mutlaka yakalayip onu geçmeyi ilke sayma hastaligi, 20-Sinyal veRiR veRmez seRit degistiRip, kazaya sebebiyet veRdigimizde sinyal veRdik göRmüyonmu deme hastaligi, 21-ARa yollaRdan ana yola çikacak aRaca yol veRmeme hastaligi, 22-Ünlü biRini göRdügümüzde ona el sallama hastaligi, 23-Ünlü biRini göRdügümüzde onunla fotoRaf çektiRip çok samimiyiz havasi veRme hastaligi, 24-Yasamadigimiz biR seyi yasamis gibi anlatip ona kendimizi inandiRma hastaligi, 25-Otobüs duRaga yanastiginda illede ön kapidan inmeye çalisma hastaligi, 26-Otobüs koltuklaRini yiRtma ve üzeRleRine acayip acayip yazilaR yazma hastaligi, 27-Minibüs soföRiyseniz begenmeseniz bile mutlaka kRal fm dinleme hastaligi, 28-TRafikte kiRmizi isikta duRuRken, yesil isik yanaR yanmaz toRnaya basma hastaligi, 29-TRafikte kiRmizi isikta duRuRken buRun kaRistiRma hastaligi, 30-Kimsenin heRhangi biR konu hakkinda bilgisi olmadigini anladigimiz anda o konu hakkinda atip tutma hastaligi, 31-ElektRik,su,dogalgaz,veRgi,tRafik cezasi vb.. fatuRalaRi son gününde ödeme hastaligi, 32-KaR yagdiginda eve bolca ekmek alma hastaligi, 33-GRup halinde biR meydana konan güveRcinleRin üzeRine kosup onlaRi kaçiRmaya çalisma hastaligi, 34-Evli olanlaRin bekaRlaRa sakin ha evlenme demesi hastaligi, 35-Ayni filme giden insanlaRin filmden çiktiktan sonRa filmi biRbiRleRine anlatmalaRi hastaligi, 36-18 yasina geldigi gün baRa gitme hastaligi, 37-Eline silah geçen biRinin hemen o silahla saka yapma ihtiyaci duymasi hastaligi, 38-ARabayla yolda gideRken tanidik biRini göRünce aRabayi sakadan onun üzeRine dogRu süRme hastaligi, 39-Takim elbise giyince elini cebe sokma hastaligi, 40-Tuttugu takim galip gelince havaya silah sikma hastaligi, 41-Meslek aRkadaslaRina mesleki sakalaR yapma hastaligi
Dün, bir uçurumdu aşk, ateşlere basa basa yürüyen sevdalıların çığlığı... Şimdi, bir harami talanıdır aşk, aşkı zerre kadar hissetmeyen köşe adamlarının ve kadınların yazılarındaki "cilalıduygupazarı!" Dün, ceplerdeki resimdi aşk, günde yüzlerce kez çıkartılıp bakılan... Şimdi, cep telefonlarıyla gönderilen sudan ucuz mesajlar!
***
Dün, suyu hiç sevmeyen bir ateşti aşk... Bugün, sulu kadınlarla cıvık erkeklerin üzerinde yuvarlandığı buhar banyosu... Dün, ayrılırken kalbini avuçlayıp sevgilisine veren yürekli insanların gururuydu aşk... Bugün, fiyat etiketini gözlerine yapıştıran kadınların utancı!
Dün, "Yabenimsinyatoprağın" konulu ölümüne tutkuydu aşk...
Bugün, "Öncebenimol,sonrakimiistersenonun" diyenlerin gecelik arzusu. Dün, ucu yakılmış mektuptu aşk... Bugün, hile ile ırza geçip, cep telefonlarına mesaj göndermek...
***
Dün, zarif politikacıların dilinde ahenk bulan şiirsel bir dildi aşk! Şimdi, "Hasanalmazbasanalır!"
Dün, yağmur gözlü atların çektiği bir faytondu aşk... Şimdi, değerlerimizi kabadayılığa peşkeş çekenlerin kullandığı pahalı cip! Dün her şeydi aşk... Bugün hiçbir şey!
Almanya'da bir grup dazlak kafalı neo-Nazi, bir Türk ailesinin evini ateşe verip çoluk çocuk, diri diri yaktığında yüzlerce duyarlı Alman hemen olay yerine koşup katliamı protesto eden sloganlarla yürümüştü. Dillerindeki slogan neydi hatırlıyor musunuz: "Hepimiz Türküz!"
* * *
Bu, bir duyarlılık sloganıdır. Bu, "Size yapılan haksızlığa inat, biz de sizdeniz" demenin, acıyı paylaştığını ilan etmenin en yalın, en manalı yoludur. Şimdi Alman faşistlerinin bu jeste karşılık bir şarkı yazıp "Plan yapmayın plan / gitmez Alamanya'da / kahpelik yalan dolan / tutmaz Alamanya'da" dediğini düşünün. Aynı şarkıda Türk evlerini kalleşçe ateşe verenlere övgüler düzülsün, "Hans'larla, Patric'ler / bitmez Alamanya'da" diye tehdit savrulsun. Şarkının klibinde de "Bırakın ezan okumayı / Türkçülük taslamayı / Millet böyle dolmayı / yutmaz Alamanya'da" denilsin ve "Hepimiz Türküz" diye yürüyen Almanlar hedef gösterilsin. Alman makamları bu şarkıyla suça övgü düzen ırkçıların derhal yakasına yapışırdı. Ya Almanya'daki Türk toplumu ne hissederdi; düşünsenize...
* * *
Prof. Oran ve Prof. Kaboğlu'nun devletin isteğiyle hazırladığı Azınlık Hakları Raporu'nu "halkı kin ve düşmanlığa tahrik edici" bulan, orada yazılanlarda "yakın ve açık tehlike" kokusu alan yargının bu türkü karşısında ne yapacağını merakla bekliyoruz. Dava açılır, kaset toplatılır, klip yasaklanırsa, Dink cinayetini savunanların tepki sloganını tahmin etmek zor değil: "Hepimiz Türüt'üz!.."
* * *
İsmail Türüt belki Karadeniz'in bir bölümünden alkış almak, belki ırkçı bir damarı gıdıklamak uğruna ucuz bir propaganda türküsünü seslendirmiş, açıkça suçu ve suçluyu övmüştür. Yine de ben Türüt'ün, bir gazeteciyi, bir aydını, düşünen bir beyni kalleşçe kurşunlayan bir katili övecek kadar gaddar olabileceğine inanmıyorum. Gerçekten dünkü Milliyet'e söylediği gibi "Bir Müslüman olarak" bir insanın öldürülmesinden haz duymuyorsa, bir an için kendini öldürülen o insanın ailesinin yerine koymalı ve türküsünü piyasadan toplatıp özür dilemelidir. Hatta türküsünü biraz tadil etse, Karadeniz için de iyi olur: "Bir uşak ensesinden / vurulmaz Karadeniz'de Öyle kalleşçe pusu / kurulmaz Karadeniz'de... Fatihmiş, Yasinmiş / bilinmez Karadeniz'de Katillere kahraman / denilmez Karadeniz'de..."
* * *
Tabii işin Türüt'ün özrüyle, savcıların girişimiyle bitmeyeceğini de biliyoruz. Asıl, bu kini üreten toplumsal kültürü, hepimizin içindeki "Türüt"ü sorgulamak gerektiğine inanıyoruz. "Masum bir bebekten bir İsmail Türüt çıkaran bu kültürel iklim sorgulanmadıkça bizlere huzur yok kardeşlerim."
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin onu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
CAN YUCEL
hasretinden prangalar eskittim
Seni anlatabilmek seni. İyi çocuklara, kahramanlara. Seni anlatabilmek seni, Namussuza, halden bilmeze, Kahpe yalana. Ard- arda kaç zemheri, Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu Dışarda gürül- gürül akan bir dünya... Bir ben uyumadım, Kaç leylim bahar, Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan gülleri takayım, Bir o yana Bir bu yana... Seni bağırabilsem seni, Dipsiz kuyulara. Akan yıldıza. Bir kibrit çöpüne varana. Okyanusun en ıssız dalgasına Düşmüş bir kibrit çöpüne. Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin, Yitirmiş öpücükleri, Payı yok, apansız inen akşamdan, Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene, Seni anlatabilsem seni... Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır Üşüyorum, kapama gözlerini
Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili, biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz acısını acımız yaptık çünkü. Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın göz yaşı bile içimizi parçaladı. Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk... Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı. Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili... Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak. Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım. Yaşamak ne güzeldir be sevgili... Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek... Ve o vaz geçilmez sancılarını duyarak hayatın...
"Kendine iyi bak” bir veda değil elveda cümlesidir çoğu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde...
"Kendine iyi bak." Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.“
“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.”
"Kendine iyi bak. Aramızda geçen herşeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli degil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslina bakarsan, çok da fazla umursamıyorum."
"Kendine iyi bak derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayirmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine iyi Bak” gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar…"
Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine İyi Bak “ derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.
"Kendine iyi bak" derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet degil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek. "Kendine iyi bak" derler ve giderler. Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler.
Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardir elbet. Suçlatmaz kendini. Savasmadıkları için kızarsin ama suçlayamazsin. Savaşmıslarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsin… Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, kendine iyi bak derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye unutulmayan nağmeler.
Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler. Hersey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler. Bitti diyemedikleri için, kendine iyi bak derler. Kırıldım ve affedemiyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak; derler. Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.
"Kendine iyi bak" bir noktadır çoğu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin… Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçsin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. Kendine iyi bak deme bana. Nokta koyma.
Keşke böyle yasanmasaydı bazı şeyler, keske affedebilsen beni, keske ben de affedebilsem… Keske döndürebilsek zamani geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herseyi baştan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanirdi? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek degerler vardi? Hani en büyük zaferler, en kanlı savasların ardından kazanılırdı? Bunlarin hepsi yalan mı? Sahiden..., gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?……….
Peki o zaman... Senin istedigin gibi olsun... Öyleyse...Sen de Kendine iyi Bak.
"Kendine iyi bak" derler, kurşunu kafana sıkıp giderler